Fırtına Tepede Koptu, Yağmur Sahaya Yağıyor!
Dün akşam Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak'ın istifası haberini girdikten yarım saat sonra telefonum çalmaya başladı. Kaskosunu yıllardır bizden yaptıran bir müşterim lafı hiç dolandırmadı: “Hasan Bey, poliçem Türkiye Sigorta'da. Şirket batıyor mu, yarın hasarım olsa ödenecek mi?”
Bir müşteri bunu soruyorsa, yüzlercesi aynı şeyi düşünüyor demektir. Ve bu soruların muhatabı, her zaman olduğu gibi yine acente.
Önce olanı söyleyelim. Türkiye Sigorta, 15 Ekim'de KAP'a yaptığı açıklamayla Genel Müdür Taha Çakmak'ın istifa ettiğini duyurdu. Basına yansıyan bilgilere göre Çakmak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü fon soruşturmasında şüpheli olarak ifade verdi; yurt dışı çıkış yasağı getirildi, malvarlığına tedbir konuldu. İddia, Türkiye Hayat Emeklilik'e ait yaklaşık 100 milyon TL'nin Tera fonlarında kalmış olması. Savunma ise "parayı gecelik değerlendirdik, fonlar dondurulunca içeride kaldı" şeklinde aktarılıyor.
Hatırlayalım: SPK bu fonları 17 Eylül'de kapatıp tasfiyeye aldı. Kapatmadan önceki 16 günde Tera ve Pusula fonlarından 401 milyar TL çıktı. BDDK beş şirketi TMSF'ye devretti. Yani ortada sıradan bir piyasa dalgalanması değil, ülkenin konuştuğu büyük bir fon krizi var.
Müşteriye anlatacağımız kısım ise şu: Ortada bir mahkûmiyet yok, masumiyet karinesi herkes için geçerli. Haberlere yansıyan para şirketin kendi parası; BES katılımcılarının birikimiyle ilgili bir iddia yok. Genel müdürün istifası da poliçeyi, teminatı, hasar ödemesini değiştirmez. Poliçe şirketle sigortalı arasındadır, o koltukta oturan isimle değil.
Ama mesele burada bitmiyor. Asıl soru şu:
Bir emeklilik şirketinin parası, bu fonda "gecelik" olarak ne arıyordu?
Bu kararı kim verdi? Yatırım komitesi, risk yönetimi, iç denetim bu tercihe ne dedi? Aynı tercih başka kamu şirketlerinde de yapıldı mı?
Bunlar bir kişiyi yargılamak için değil, sistemin nasıl çalıştığını anlamak için sorulması gereken sorular. Kamunun şirketi söz konusuysa, hesap verebilirlik bir kat daha önemli.
Peki şirket ne açıkladı? KAP'ta istifayı bildiren birkaç satır ve "gelişmeler paylaşılacak" notu. Fon maruziyetinin tutarı, mali yapıya etkisi, alınan önlemler hakkında tek kelime yok. Bu boşluğu da, tahmin edersiniz, kulis ve WhatsApp grupları dolduruyor.
Türkiye Sigorta sıradan bir şirket değil. Kamu sermayeli, sektörün lideri; 3.800'ü aşkın acentesi ve yaklaşık 5.000 banka şubesiyle sahada. Liderde çıkan soru işareti bütün sektöre yansır. Üstelik zamanlama hiç iyi değil. Müşteri son haftalarda Doğa'ya, Unico'ya konan blokeleri, AcnTürk'teki zimmet soruşturmasını okudu. Şimdi de liderin genel müdürü. Vatandaşın kafasında artık tek tek şirket isimleri yok; "sigortacılar" diye tek bir başlık var.
Bir de işin öbür yüzü var. Son aylarda sektörde "suistimal" denince akla hep sahadakiler geliyor: yetkisiz aracılar, hasar çeteleri, eksperler, acenteler.
Yanlış mı? Hayır. Sahadaki çürük elmayla mücadeleyi en çok biz istiyoruz. Ama eksik bir evrak ya da geciken bir bildirim yüzünden yaptırımla karşılaşan acente, milyonlarca liralık yatırım kararlarında da aynı titizliği görmek istiyor. Cetvel herkese aynı uzunlukta olmalı!
Çünkü bu tabloda sigortaya duyulan güveni en çok sarsan, sahadaki tek tük vakadan çok tepedeki yönetim zafiyeti oluyor.
Ve faturayı yine kim ödüyor? Müşteri soruyu genel müdürlüğe değil, acentesine soruyor. Cevabı şirket vermiyor, acente veriyor. Yenilemede "başka şirkete geçelim" diyeni ikna etmek de yine acenteye düşüyor.
Fırtına tepede kopuyor, yağmur sahaya yağıyor.
Meslektaşlarıma tavsiyem kısa: Paniğe değil, bilgiye yaslanın. Müşteriye poliçesinin geçerli, teminatının aynı olduğunu net söyleyin; gruplarda dolaşan söylentiyi müşteriye taşımayın. Bölge müdürlüğünüzden de sahaya ne söyleneceğini yazılı isteyin, bu sizin hakkınız.
Sigortacılık güven satar. O güveni müşterinin kapısına götüren acentedir, ama koruyan yönetimdir.
Bu kez hesap sorulması gereken yer saha değil, tepe. Halıyı kaldırıp altına bakmanın tam zamanı. Yoksa yarın o halının altını süpürmek, yine acenteye kalır!
