Sigorta Haftası 15'inci kez kutlanırken, sektörün usta kalemi Can Kantar’dan çok konuşulacak bir özeleştiri geldi. "15 yıldır kime konuşuyoruz?" sorusuyla sektörü yüzleşmeye çağıran Kantar; panellerde konuşmacının da dinleyicinin de sektör profesyonellerinden oluştuğunu, asıl muhatap olan tüketicinin ise o salonlarda hiç yer almadığını belirterek ezber bozan bir yazıya imza attı.
İşte Can KANTAR'ın o yazısı;
Sigorta Haftası bu yıl 15’inci kez kutlanıyor. 5–11 Ekim tarihleri arasında düzenlenen haftanın amacı yine aynı: Sigorta bilincini toplumun her kesimine yaymak. Bu yılın iletişim yaklaşımı da “Dört Element. Tek Güvence” olarak belirlendi. Peki, on beş yıldır ulaşmak istediğimiz tüketici sigorta haftalarının genel olarak neresinde? İlk kutlandığı yıldan bu yana eleştirdiğim nokta tam da bu. Topluma sigortayı anlatmak için yola çıkıyoruz; sonra salonları doldurup birbirimize sektörün sorunlarını anlatıyoruz. Zirveler, konferanslar, paneller düzenliyoruz. Konuşmacılar bizden, dinleyiciler bizden, sorular bizden. Tüketici ise çoğu zaman konuşmalarımızın içinde var, salonun içinde yok. Hakkını teslim edelim: Benim yıllardır gözlemlediğim kadarıyla, tüketiciye ulaşma çabasının önemli bir bölümünü acenteler üstlendi. Şehirlerinde etkinlikler düzenlediler, tüketiciyle buluştular, billboardlarda afişlerle sigorta yaptırmanın önemini anlattılar. Sigortayı vatandaşın gündemine taşımaya çalıştılar. Ama bu çabayı sektörün tamamına yayılan, güçlü ve sürekli bir toplumsal iletişime ne kadar dönüştürebildik?
SİGORTA HAFTASI’NIN GÜNDEMİ NEDEN HEP BİZİM GÜNDEMİMİZ?
Yıllarca trafik ve kasko konuştuk. Ne kadar zarar ettik? Hasar maliyetleri neden arttı? Bu zarardan nasıl kurtuluruz? Bu sorularımızı her zaman tartışabiliriz. Ancak toplumda sigorta bilincini yaygınlaştırmak için ayrılmış bir haftanın merkezine sürekli sektörün bilançosunu koyarsak, tüketiciye hangi mesajı vermiş oluruz? Vatandaş, sektörün zararını nasıl azaltacağını öğrenmek için sigorta yaptırmıyor. Bir kaza olduğunda, evi zarar gördüğünde, işi durduğunda ya da sağlığı bozulduğunda neyle karşılaşacağını bilmek istiyor. Ödediği primin karşılığını anlamak istiyor. İnsanları neden daha çok dinlemiyoruz? Ödeme alan bir sigortalının hayatında ne değişti? İşini nasıl sürdürdü? Kaybını ne ölçüde karşılayabildi? Süreçte neyi kolay, neyi zor buldu? Sigortanın faydasını anlatmak için elimizde malzeme var. Mesele, onu tüketicinin anlayacağı ve kendisiyle ilişkilendireceği bir dille anlatabilmek önemli değil mi? Ulusal ölçekte bir televizyon kampanyası, etkili bir kamu spotu, tüketicinin katıldığı bir konser düşünelim. Konser öncesinde sigortanın hayattaki karşılığını anlatan kısa bir içerik sunalım. Gerçek sigortalıların deneyimlerine yer verelim. Böyle bir çalışmayı Sigorta Haftası’nın ana etkinliklerinden biri haline getiremez miyiz?
BU YIL ATILAN ADIMLARIN DEVAMI GELMELİ
Bu yıl tüketiciyi daha doğrudan ilgilendiren bazı konuların gündeme gelmesini değerli buluyorum. Katıldığım kentsel dönüşüm toplantısı ve Bina Tamamlama Sigortası’nın konuşulması da iyi bir örnekti. Masada SEDDK yetkilisi, sigortacı, müteahhit, şehir planlamacısı, finansman sağlayan taraflar ve konunun diğer paydaşları vardı. Mesele farklı yönleriyle ele alındı. Çok verimliydi. Aynı yaklaşımı trafik ve kaskoda neden benimsemeyelim? Sigorta şirketi ve acentenin yanında tüketici, servis, eksper, yedek parça tedarikçisi ve tüketici derneklerinin temsilcileri de masada olsun. Hasarı tazmin edilmiş bir tüketici yaşadığını anlatsın. Hasarı karşılanmamış ya da ödeme sürecinde sorun yaşamış bir tüketici de konuşsun. Neden ödeme yapılmadığını, poliçenin neyi kapsadığını, beklentiyle teminatın nerede ayrıştığını birlikte tartışalım.
NEDEN HÂLÂ EN ÇOK KENDİMİZLE KONUŞUYORUZ?
Gelecek yıl başarıyı kaç panel düzenlediğimizle, kaç yöneticinin konuştuğuyla ölçmeyelim. Kaç tüketiciye ulaştığımızı, kaç kişinin poliçesini daha iyi anladığını, kaç soruya açık yanıt verebildiğimizi de ölçelim. On beş yılın ardından hâlâ aynı soruyu sormak zorunda kalıyorsak, programlarımızı ciddi biçimde gözden geçirmeliyiz. Sigorta bilincini topluma yaymak için düzenlediğimiz haftada, neden hâlâ en çok kendimize konuşuyoruz?
