6 Şubat'ta meydana gelen büyük depremler, Türkiye'nin yakın tarihinde yaşanan en yıkıcı felaketlerden biri olarak kayıtlara geçti. Bu olay sadece fiziksel yapıları değil, aynı zamanda ekonomiyi, üretim süreçlerini ve toplumun güven duyma algısını da olumsuz etkiledi. Depremler, yapı güvenliğinin yanı sıra finansal dayanıklılığın da ne denli önemli olduğunu bizlere öğretti. Zira, afet sonrası hayata dönüşü sağlayan unsurlar yalnızca fiziksel yeniden inşa ile sınırlı değil; işletmelerin ayakta kalması, hane halklarının kayıplarını telafi edebilmesi ve ekonomik düzenin sürmesi adına en önemli unsurlardan biri sigorta mekanizmasıdır.
103 milyar dolarlık kayıp ve kısıtlı sigorta koruması
Depremin toplam ekonomik kaybı, yaklaşık 103 milyar dolara ulaştı. Bu süreçte, DASK ve diğer sigorta şirketleriyle birlikte toplamda 5 milyar dolardan fazla tazminat ödemesi yapıldı. Bu veriler, iki önemli gerçeği gözler önüne seriyor. Öncelikle, sigorta sistemi, afet sonrasında en hızlı şekilde nakit akışını sağlayarak hem vatandaşın hem de işletmelerin yeniden toparlanmasında kritik bir rol üstlendi. İkinci ve daha önemli bir konu ise, yaşanan ekonomik kaybın büyük bir bölümünün hâlâ sigorta kapsamının dışında kalması. Bu durum, korunma açığı olarak adlandırılıyor. Düz bir şekilde ifade edilirse, Türkiye’nin en büyük risk faktörü deprem değil, sigortasızlık olarak öne çıkıyor.
Sigorta: Masraf değil, ekonomik istikrar aracı
Depremler, sigortanın gerçek rolünü daha da belirgin hale getirdi. Sigorta, sadece hasar ödemekle sınırlı kalmaz; aynı zamanda üretim süreçlerinin devamını sağlar, işletmelerin kapanma ihtimalini azaltır, istihdamı korur ve devletin mali yükünü azaltır. Bu şekilde, işlerin daha hızlı toparlanmasını sağlayarak ekonomik sürekliliği temin eder. Dolayısıyla, sigortayı sadece bir gider olarak değil, güvenlik ve istikrar sağlayan bir mekanizma olarak değerlendirmek kritik bir gerekliliktir.
Sektördeki dayanıklılığın testi
6 Şubat’tan sonraki süreçte, sigorta sektörü sahip olduğu sağlam reasürans korumaları, dijital hasar takip altyapısı ve kesintisiz operasyon kabiliyetleri ile ciddi bir stres testi atlatmayı başardı. Hasarlar hızla tespit edildi, ödemeler zamanında yapıldı ve operasyonlar aksamadan devam etti. Bu süreç, kamu bütçesine ek bir yük getirmeden yönetilebildi. Sonuç olarak, sigorta sisteminin Türkiye ekonomisi için vazgeçilmez bir güvence olduğu bir kez daha kanıtlandı.
Asıl mesele: Sigortalılık oranlarını artırmak
Son dönemlerde sigortalılık oranlarında bir artış gözlemlenmesi elbette sevindirici. Ancak bu durum yeterli seviyede değil. Günümüzde, afetlerden kaynaklanan kayıpların büyük bir kısmı hâlâ bireylerin tasarrufları, işletmelerin öz kaynakları ya da kamu bütçesi aracılığıyla karşılanmaktadır. Oysa ki, riskler geniş kitlelere yayıldığında yönetilebilir hale gelir. Bu nedenle, sigorta bilincini artırmak, konut ve işletmelerde teminat kapsamını genişletmek, doğru veri kullanımı, risk bazlı fiyatlama ve güçlü reasürans kapasitelerini artırmak öncelikli hedeflerimiz arasında yer almalıdır.
Önleyici sigorta: Yeni dönemin anahtarı
Artık yalnızca hasar sonrası ödeme yapan bir sigorta modeli, yeterli olamıyor. Yeni dönemde sigortacılığın; riskleri önceden ölçen, azaltan, fiyatlandıran ve süreci denetleyen bir yapıya dönüşmesi gerekir. Bu yaklaşım, hem bireyler hem de ülke ekonomisi için çok daha sürdürülebilir bir korunma sağlar.
Kentsel dönüşümde güven unsuru
Afet sonrası yeniden inşa süreci, yalnızca hızlı bir şekilde değil, aynı zamanda güvenli bir biçimde de gerçekleştirilmelidir. Bu bağlamda, bina tamamlama sigortası gibi mekanizmalar, projelerin yarım kalma riskine karşı hem hak sahiplerini hem de finansal sistemi koruma açısından büyük önem taşıyor. Sigorta artık sadece hasar ödemekle kalmayıp, sürecin başından itibaren güvence altına alan bir yapının ayrılmaz parçası haline gelmiştir.
Son söz: Güçlü finansal koruma
Depremler bize acı bir ders vermiştir: Dayanıklı şehirler yalnızca fiziksel yapılarla değil, aynı zamanda sağlam bir finansal güvence sistemiyle de inşa edilmelidir. Amacımız, afet sonrası yaraları sarmaktan ziyade, afet olmadan önce toplumumuzu koruyan bir Türkiye yaratmaktır. Sigorta sektörü olarak bu sorumluluğun bilincinde çalışmaya devam edeceğiz.

