Sigorta Parayı Değil, Sağlığı Korumalı
Sigortacılığı yıllarca tek bir cümleyle özetledik: “Bir şey olursa sigorta var.”
O “bir şey” olduğunda devreye giren sistem, masrafı karşılar, dosyayı kapatır ve hayat kaldığı yerden devam ederdi. En azından teoride. Pratikte ise artan sağlık harcamaları, yükselen primler ve daralan teminatlar, bu modelin artık sınırlarına dayandığını gösteriyor.
Bugün sağlık sigortacılığı ciddi bir yol ayrımında. Ya yalnızca hastalık sonrası faturaları ödemeye devam edecek ya da hastalık ortaya çıkmadan önce devreye giren yeni bir anlayışı benimseyecek. İkinci yol hem daha zor hem de daha iddialı. Ama görünen o ki artık kaçınılmaz.
Çünkü tablo net: Dünya yaşlanıyor, kronik hastalıklar artıyor, tıp teknolojisi gelişiyor ama ucuzlamıyor. Sağlık sistemi pahalılaştıkça sigorta da pahalılaşıyor. Bu döngü devam ettikçe “sigortalı olmak” giderek daha dar bir kesimin ayrıcalığına dönüşüyor. İşte tam bu noktada, sigortanın rolünü sorgulamak gerekiyor.
Asıl soru şu: Sigortacılık yalnızca hastalıkla mı ilgilenmeli, yoksa sağlıklı kalmakla da sorumluluk almalı mı?
Son yıllarda giderek daha fazla konuşulan “önleyici sigortacılık” kavramı, bu soruya güçlü bir yanıt veriyor. Giyilebilir cihazlar, uzaktan sağlık hizmetleri, dijital danışmanlıklar, yaşam tarzı uygulamaları… Tüm bu araçlar, bireyin sağlığını hastaneye düşmeden önce takip edebilmesini sağlıyor. Yani sağlık artık bir kriz anı değil, günlük bir yönetim meselesi haline geliyor.
Bu dönüşüm sigorta şirketleri için de ezber bozucu. Çünkü artık sadece poliçe satmak yetmiyor. Sigortalının hayatına dokunan, onu sağlıklı kalmaya teşvik eden, erken uyarı mekanizmaları kuran bir yapı gerekiyor. Kısacası sigorta, “hasar yöneten” değil, “risk azaltan” bir aktöre dönüşüyor.
Üstelik bu yaklaşım romantik bir iyi niyet projesi de değil. Sağlıklı kalan birey, yüksek maliyetli tedavilere daha az ihtiyaç duyuyor. Hasar sıklığı düşüyor, sistem üzerindeki yük azalıyor. Bu da primlerin daha dengeli kalabilmesinin önünü açıyor. Yani önleyici yaklaşım, yalnızca bireyin değil sistemin de sağlığını koruyor.
Elbette bu yeni modelin ciddi sorumlulukları var. Sağlık verilerinin korunması, kişisel mahremiyet, dijital çözümlerin gerçekten fayda üretip üretmediğinin ölçülmesi gibi konular hayati önemde. Sigorta sektörü bu alanlarda güven inşa edemezse, teknoloji tüm avantajlarına rağmen bir risk unsuruna dönüşebilir.
Ama tüm bu başlıklara rağmen şunu kabul etmek gerekiyor:
Sigortacılığın geleceği, hastalık anına odaklanan eski reflekslerde değil; hastalanmamak üzerine kurulan yeni bir anlayışta yatıyor.
Belki de bu yüzden, önümüzdeki yıllarda sigortayı şu cümleyle tanımlamaya başlayacağız:
“Zor günlerin değil, iyi ve sağlıklı günlerin teminatı.”
İşte bu tanım, sigortacılığın gerçekten çağ atladığı noktayı gösterecek.
